.... ....
I.

Yalnızlığı kendinden uzun adam. Sevgiliye söylerken türkü ettik sözlerini, düşmana (döndük yüzümüzü) haykırdık marş diye. Anne dediler şefkat dedik. Baba diye sordular güven dedik. Şair dediler seni söyledik. Bu kanımızı hergün devaran ettirdik. Pekiştirdik kanı (alışkanlık mı? hayır, ihtiyaç) . Yurt odalarında birinci gündem maddemizdi seni İRİ anlamak, parantez aç (ödevimiz de diyebiliriz. parantez kapa) . Zaten başka gündem bilmedik (başka gündem yok muydu? vardı elbet ama hepsi uzakara arkada kaldı) . Çıplak dağımızın yalnızardıç'ıydın. Soluğundaki şehirde iki yıl devirdik (çendan iki sene hüzün devretti geleceğe o ayrı mesele. frekansları karıştırmayalım azizim!).

/çıplak dağda yalnızardıç vardır.
yalnızardıç'ın yalnızkuşları bir de.
Her seher konup meçlerine gölgende seni söyleştiler
(içimizin dehlizlerine akıttık seni kan diye. Alınca soluğunu içimize kan şaştı. Alyuvarlar-akyuvarlar hayret kaldı.)
söylenti (belki de gerçek) :
yalnızardıç'ı birara (hangi ara?)
sevgilisine koşarken görmüşler
hatta uçar gibi olmuş gidişi
"we are a nation of artists
death comes suddenly to all of us"
öyleki kuşlar hala hayretteymiş o çıplak dağda
efsane olmuş dilden dile.
Yalnızardıç'ı uçar gibi koşarken görmüşler
Sevgiliye erken varmanın sevinciymiş meğer
Uçar gibi koşuşu.

Yalnızlığı kendinden uzun adam. Adın var bende. Bunu düşündükçe bile içimdeki kan akışı hızlanıyor. Hücrelerim şaşırıyor kendini. Nasıl taşınır bu emanet. Düşürmeden. Kırmadan. İncitmeden.hakkını nasıl verebilelim diye çalkanıyor içim. Senin adın bendeki yüzün. Yüzüne bakabileceğim, nurunu izleyebileceğim en emniyetli ve sağlam bir zaviye adın. Afganlara eş adın (en merhametli yanın afganlara ayrılmış keza) .

'know your heart unto the heights'

Hikayesi duruşundan bereketli adam. Kavuşamadık çağına.(ukde bu belki) . Kaderin ördüğü ağlardan hangisidir aramızdaki bağ?

-kader ağ'lar ve biter yazı.
-hayır! Üç nokta koy bitmesin yazı...

II.
"kim ölüyor hayvanların
kızışarak daraladığı zamanda"

seksenyedide yüksek sulara tutunamayıp kayınca bir yıldız
şimdi bu dehrde düşündüm de kaç bahar yürüyebildin bu arzda? kaçı katıksız
bahardı adımlarının? kaç kelebek dokunup kalktı tomurcuk dolgunluğuna ve kaç
çiçek geçti sürtünerek toprağın tenine? hesaplamak gelmedi içimden.
Bereketli ve çoşkun bir ırmakla sürülmüş bir ziyafet
tarlasındayız.Görülmedik bir dağı anlatır gibiyiz ki biliriz o dağ ordadır
şeksiz hala ve hep.

EL YORDAMIYLA BULDUM SESİNİZİ NASIL

Telaşına geldik ve dayandık ömrün bu biçimsiz ama türkülü ağzımızla. Ben
daha beşinci basamağını çıkmışken ömrümün varlığından bihaberolduğum ketum
bir manzara göçmüş buralardan.
Geç kalmışım gibiyim erken bir gidişe ama herşey tam vaktinde özünde.

/prensimin tebessüm depolanmış yüzüne denk gelsem
ah gül civarı bir düzlemde
yaldızlanır mıydı ellerim bu yıldızımsı saatte
telaşlanır mıydı gözlerim yuvasından
buyur prensim
odalarıma aksın sesin.
"ne çok acı var"
yüzüne uzunoluktan bir kare
boğazkesenden bir kuple
bir tutam maraş kalesi
hüzün artığı bir cadde
yarım kalmış aşkların kekre nakaratı gibi
tekmili soluğunda istiflenmiş bir efsane tutunmuş
bahçelievlerde çay içmişligimiz gibi.

VE ELBET HAKKINI VERİYORUZ ÇAY İÇMELERİMİZİN!/

miladi tut ya da hicri söyle nasıl yazarsan yaz değişmez bir yaz telaşı
gerçeği bu kanatları ibrişimli bir kuş gidişidir. bu çılgın çağda
fikrettiğimiz: yedi haziranda yedi tane beyaz var mıydı sakal uçlarında? kaç
teline kar sinmişti saçlarının? nur dolgun yüzüne kaç çizgi iltica istedi
senin? hesaplamak doğmadı içime zira

HERŞEY TAM VAKTİNDE!

/Kuru söz yoz övgüden uzak
ellerimizde mihengi güneşin
fazla ışıkları söndürdük ve sade
yineliyelim ki
katıksız bir şairsin islam haritasında!
"sizi görmeliydim"
sokaklar banka dükkanlarıyla dolmadan halk aşksız kalmadan.
"şunu da yaz bedeli olsun
sabırla titreyerek öyle yalın
ve kimsemiz olmadan oturacağız
kıyısında ayrılığın"/

zarif prensim
hele bir sen gel
hele sen beri gel
hele bir başkasın sen

-kader ağ'lar ve biter yazı.
-hayır! Üç nokta koy bitmesin yazı...

III.

Yol bitti yeni bir ışık başlıyor şimdi Çevir ahengi tersine bir iz sür öyle yürü yollarını Geç hadi Başaktaki dolgunluktan Kızgın korkulardan Gençlik bağırmasından Kahvaltı sofrasından Çay tasından Caneriğinden İzden geç.. geç aczden ve seçkinliğinden geç..  kalbim.. geç..

İlle de bak kırılır renklerin yordamı Hançerimin ucunda kıvamına ermiş kan
Sızıyor içten dışa doğru Kabarıyor gibi büyüyor
ve denizlere eş bulutlara
kardeş

Utandık
Baş eğdik
Boyun büktük
Yine de bir kan kadar kıvama ermedik kapında

Haksızla beni yollarda
İncit bir tutam
Nârın dola boynuma
Yine de yüz çevirmem rahmet kovuğunda saklanan gazabından
Azabından

/Hâlâ durur mu kurumuş bir gözyaşı atımın terkisinde
Terkedilmiş bırak yularından acının
İçimden geç bir
Enkaz bırak bana
Öyle bir avuntuyla kala kalayım
Yaralarımla kalaylanmış baş başa/

Söz bitti yeni bir sus başlıyor şimdi Çek kürekleri vuslat anına bir kulaç yaklaş öyle yar denizleri  Açıkla hadi.. İlk kez görmüş gibi güneşi hayretle ve yeni gelmiş gibi dünyaya Çiçekleri topla başına tomurcuk dolgunluğunda Ağaçları açıkla.. kalbim.. açıkla..

Affola.. Kalbim.. Zarif Efendim..

07 haziran 2005

 
 
cahid efgan akgül
cahidefgan@zarifce.com