.... .
:::...::: BERAT ZARİFOĞLU İLE SÖYLEŞİ ::...:::
 
"Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı..."
Elif  Bilge
...
 

Berat Hanımla sohbetimize başlamadan önce, bize mükellef bir sofra kurup başına oturtmayı ihmal etmedi. Bu evde, duydukları hiçbir şeyin eksikliğini dile getirmeyen, ince ruhlu insanların, bir şairin ruhunu ve bir babanın eksikliğini duyumsayarak yaşadığını belli eden bir hava var.

Berat Hanım, bizi ev kıyafetiyle karşıladığı için özür diledi ve daha önce bir misafirini kırmızılar içinde karşıladığını anlatıp şöyle dedi:

 

 

 

 

 

 

 

 

BERAT ZARİFOĞLU: Kırmızı, şehitlerin üzerine örtülür ya... Ben de aynen öyle, toprağa düşmüş bir asker gibi görüyorum kendimi...

ELİF BİLGE: Bunu, rahmetli eşinizin yokluğu ile alakalı olarak mı hissediyorsunuz?
Peki, daha detaylandıracak olursak, babasız çocuk yetiştirmenin zorlukları neler?

B. Z.:  İyi bir anne miyim acaba diye sorguluyorum. Emeğimin karşılığını aldım mı? İstediğim yere geldiler mi? Cahit olsa daha mı iyi olurdu? Hele ki İstanbul gibi bir yerde bu çok daha zor. Cahit olsaydı iş bana düşmezdi.

E. B. :  Bunun zorluğu her yerde duyulmakla beraber, İstanbul'da katlanacağı muhakkak. Cahit Zarifoğlu hayatta olsaydı, sadece annelik görevini üstlenmiş olacaktınız. Ama şimdi hem anne hem babasınız. Peki, bir anne, ne kadar baba olabiliyor sizce?

B. Z.:  Babanın bir ağırlığı var. Ne kadar gayret etse de, bir anne babanın yerini tam anlamıyla tutamıyor. Babanın sağlamlığı var. Anneyle daha kolay yüz göz olabiliyor çocuklar. Evde "en iyisini o bilir" denilebilecek bir baba mefhumu olmadığı için, herkes kendi doğrusunun peşinden gidiyor.

Çocuklarım bana pek bir şey sormaz. Ben, bir şeyi yapacakken "acaba böyle mi olmalı" diye sorarım, ama her adımdan emin kılacak babanın olmayışının eksikliği duyulmayacak gibi değil. Cahit'in en iyisini bildiğini bildiğim için, bir durumda ona danışmanın rahatlığını özlüyorum. Bazen diyorum, Ona sorabilsem "Şöyle mi yapayım, gittiğim yol doğru mu, izlediğim taktik isabet mi?" diyebilsem, O da bana yol gösterse de içim rahatlasa...  Beni görüyor mudur, kızıyor mudur bana diye düşündüğüm çok oluyor...

E. B.:  Eşinizin sağlığında çocuklarına tavrından ya da olaylar karşısında takındığı tavırdan yola çıkarak, durumlara göre o tavrı taklit yoluna gittiğiniz oluyor mu?

B. Z. : Cahit kolay bir zamanı biliyor. Ergenlik çağlarını bilmedi. Zor dönemleri bana kaldı. Bazı şeyler, belli yaşlardan sonra verilir. Cahit olsaydı çocuklarım namazları konusunda daha dikkatli olurlardı belki.

E. B. : Çocuklarına ve eşine muamelesi nasıldı?

B. Z. : Çok çalışırdı. Devamlı içerde daktilo sesi...  Ama hafta sonlarını bize ayırırdı. Arabanın içinde, yağmurun altında piknik yaptığımızı bilirim. Çiçek ekmek vardı o zaman, çiçek ekmeği çok severdi. Ondan alırdık, plastik bardak alırdık, çocukları arabaya doldururduk ve sahilde piknik yapardık arabanın içinde.

Bazen çok çalışmasına içerlerdim. "Bu adam hiç evlenmemeliydi" derdim. Ama duyardım, bazı yazarlar şairler, eşi çay kahve getirdiğinde bile, "Dikkatimi dağıttın" diye kızarlarmış. Allah razı olsun Cahit hiç öyle yapmazdı. Çayı alır ve teşekkür ederdi. Nazikti.

E. B. : Bir şairle yaşamak zor yani... Ama anladığımız kadarıyla, eşinizin inceliği, şairliğinin ağırlığını biraz nötrlemiş.

 B. Z. : Evet. Ama iyi yönleri de az değil elbette. Onu şiirlerinde daha iyi tanırdım. Beraber bir olay yaşadık mesela, o zaman ne hissettiğini anlamazdım ama o konuda yazdığı şeyi okuduğumda "Aa ne kadar üzülmüş" derdim mesela..

E. B. : Önemli bir meziyetiniz dikkat çekiyor. Ve evliliğinizin ve sonrasının muhabbetli olmasını buna bağlıyorum: Beyinize olan itimadınız... Günümüz evliliklerinde olan bir çok problem, hanımların "Asıl ben bilirim, niye o biliyor ki, niye onun dediği olacak ki" davalarından kaynaklanıyor. Oysa erkeğin tabiatında savunmak, kadının tabiatında sığınmak var. Maalesef modern dünya, insan tabiatını bozarak birçok kurumu değersizleştiriyor. Eşinize bakış açınızı nasıl özetliyorsunuz?

B. Z. : Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı. Ben, bilmediğim pek çok şeyi ondan öğrendim. Sabırla öğretirdi. Hata yaptığımda düzeltirdi. Cahit'e uygun değildim, Onun dengi değildim. Onu önceden tanıyıp da, ona göre bir şeyler öğrenmeyi, kendimi geliştirmeye çalışmayı isterdim.

E. B. : Şiirlerinden maada, Cahit Zarifoğlu'nu tanıdığımız kadarıyla, entelektüel birikimden ziyade temizliğe ve kemiyete önem verdiğini biliyoruz. Bu evliliği tercihinde de, bu önem sıralamasının yeri büyük. Dolayısıyla, hürmetkarlığınız ve cefakarlığınız sizi ona layık olma boyutuna çoktan taşımış. Bir eşten beklenen de tastamam budur zaten.

B. Z. : Basit şeylerden kavga edilmez. Erkeğin hakkı çoktur. Gözetmek gerek. Eve girsin, bir karnını doyur, dinlenmesine izin ver, sonra söyle ne söyleyeceksen. Ama maalesef hanımlar daha kapıda başlayabiliyor yakınmalarına.

Öğrenmenin de yaşı yoktur, insan eşinden öğrenmekten yüksünmemeli. Ben hiç, Cahit'in bana aynı zamanda bir öğretmen olmasını gurur meselesi yapmadım. Hatta bundan mutlu oldum.  Zaten ben her şeye iyi tarafından bakmaya alışmışım, kötülüğü görmem. Mesela bir yere gideriz, oturmaya. Ben o insanların bir beni karşılarken gülümsediğini bilirim bir de ağırladığını. Arada surat astıkları zamanlar olmuştur. Laf arasında yanlış konuşmuştur, hiç onları görmemişimdir. Çocuklar bazen "anne sen çok safsın" der.

E. B. : Saflık, asıl anlamının dışında kullanılıyor artık. Biz gerçek manasıyla kullanıp, "Ne mutlu saf kalabilene" diyelim. Dilinize ve yüreğinize sağlık.