.... .
:::...::: BİZİM OLAN DELİKANLI ŞİİR ::...:::
 

 

İçimdeki yağmur bulutlarını dağıtmaya çalışıyorum deminden beri; olmuyor bir türlü. Ortalık günlük güneşlik oysa! Elimde mum ve kalem, karşı yamaçlara tırmanıyorum gözlerimle. Gökyüzü uçsuz bucaksız, bulutlarsa uzak mı uzak! Yan taraftaki duvara dayalı merdivene kayıyor sonra gözlerim, duvarın dibinde pinekleyen kediye.

***                        ***                         ***

Ne denli zorlasam da kendimi, hiç kimseye benzetemiyorum Cahit Zarifoğlu'nu; ne Üstad Necip Fazıl'a, ne Sezai Karakoç'a, ne de "Yedi Güzel Adam"dan birine. Şiiri de öyle: gürül gürül akan bir nehir, bir dağın dumanlar bürümüş yalçın kayalıkları gibidir onun şiiri; çok zor ve çetin bir yolculuktur. "gizleri daha çok kendi zihninde saklı bir şiir"dir.(1) İçe dönük ve kapalıdır; fakat, şâiri tarafından işlenen, sürekli ve ustaca işlenen değerli bir madendir de onun şiiri.

Hayatın ve ölümün, aşkın ve isyanın şiirini yazmıştır Zarifoğlu, insanın ve insanî olanın şiirini. İnsan, her şeyiyle girmiştir onun şiirine; hatalarıyla, günahlarıyla ve sevaplarıyla! Sadece bunlar mı? Hayır. Varlıkla yokluk, geçmişle bugün arasında çıkılan yolculuklar da vardır. Bu yolculuklar "metafizikle beşerî olan arasında sürekli bir gelgit"(2) hâlindedir onun şiirinde. Belki de Zarifoğlu şiirinin cazibesini arttıran, onu vazgeçilmez ve büyük kılan da bu özelliğidir.

Zorlanırız çoğu zaman onun şiirini okurken, yorulur, ürperir ve acı çekeriz. Şiirindeki imgesel coşkunluk öylesine yoğunlaşır ki, bu yoğunluk karşısında söyleyecek bir şey bulamayız artık. Oturduğumuz yerden usulca kalkarak (elimizde mum ve kalem) pencereden dışarı, tabiata bakarız uzun uzun; 'içimizden, gidip dağlara, kafa tutmak geçer' o ân.

Zarifoğlu şiirinin bir diğer özelliği ise, protest bir yapısının olmasıdır. Necatigil'e göre, Batı diktasına karşı Doğu protestosu gibi temaları işler şiirinde. Bunu yaparken yer yer trajik söylemlere dahi ulaşır. Bir kaçış değildir bu, ona göre. Tam tersine, bizden olmayanı reddetmektir, 'dışarıdan taşıma bir kültürün' baskısından sıyrılma çabasıdır.(3) Bu çaba, erkekegemen ya da ataerkil bir söylem geliştirmiştir onda.

Olumsuz bir tesbit olarak algılanmamalı bu. Hepimiz bu toprakların insanıyız ve 'erkekegemen' bir hayat yaşıyoruz. Özellikle Şarkî Anadolu'da daha da yoğundur bu. Oralarda doğup büyüyen ve o kültürle yetişen Zarifoğlu, bu duruşunu sonuna kadar sürdürmüş, şiirini de bu paralelde yazmıştır.

Batı'yı çok iyi bilmesine rağmen, bir batılı gibi algılamamıştır hayatı Zarifoğlu; kadını ve aşkı da öyle algılamamıştır. "İşaret Çocukları", "Yedi Güzel Adam"lar, 'Oyluk etlerinden pırıl pırıl mavzerler çıkarıp ite çakala karşı yârin kapısında duran' delikanlılar, "atını şehirlere süren baba"lar.. Zarifoğlu şiirini erkekegemen ve delikanlı bir şiir kılarken, kadın, biraz daha arkaplânda ve korunmaya adanmış bir hâlde durur: "Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar/.../Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar". İşte tam da bizim diyebileceğimiz kadınlardır bunlar; var ama, olmayan kadınlar; salt mahremlerine görünen kadınlar.

Aşka bakışı daha da yoğun ve ürperticidir Zarifoğlu'nun. O, salonlarda yaşanan günübirlik, çıtkırıldım ve rüküş burjuva aşklarına pirim vermez kesinlikle. Bazen, deli dolu ve isyankârdır onun aşk anlayışı: "Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara/Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara". Bazen de metafizik yoğunluktadır: "Aşkla yapayalnız/Dım ben/Dört tabuta benzeyen odada".

 

Notlar:

  1. Adnan ÖZER. Bürde Sanat Edebiyat Dergisi. Cahit Zarifoğlu: Aklın Kıyısında Çınlar Ruh Çağanozu. Haziran 1991. S. 28.
  2. Arif Ay. Gece Yazıları. Ölümle Hatırlamak. İz Yay. S. 224.
  3. Konuşmalar. Beyan Yay. S. 34.