.... .
...: 'Başımızın üstüne bir çatı çatmazsak...' ...:
...
"
Görüyorsunuz hiç şiirden, sanattan söz etmedik. Başımızın üstüne bir çatı çatamazsak, nakışları nereye koysak ıslanacak, harap olacak.

"

 

 

Cahit Zarifoğlu'nun, kimilerini daha önce dergilerde okuduğumuz mektupları bir kitapta toplandı. Daha çok Mavera dergisinin çıktığı yıllara ait olan bu mektuplar şairin kişiliğini, samimiyetini, düşünce ve duygu derinliğini, zarafetini ortaya koyuyor. Mektuplar için Zarifoğlu'nun eserlerinin tamamlanan 'dizge'si de denilebilir.

Goethe'nin şiir-yaşam serüveninin, sanatçıyı ve sanat eserini kavramak isteyenlere, en çok da şunu öğrettiği söylenir: "Büyük sanatçı, eserlerinin dizgesi oluşmadan ve bunların, onun yaşam-sanat gelişimindeki yeri belirlenmeden gereğince anlaşılamaz." Cahit Zarifoğlu, kelimenin Batılı kavrayışıyla da İslam sanatlarının tinselliğinden fışkıran anlamıyla da büyük bir 'sanatçı' idi. Şimdi elimizde, kimilerini daha önce dergilerde okuduğumuz mektupları da kitap halinde bulunuyor. Zarifoğlu'nun eserlerinin tamamlanan 'dizge'si, bu vesileyle bize kendini yeniden hatırlatıyor. Mektuplar'ı okuduktan sonra tekrar soruyoruz: Şair Zarifoğlu, şiiri nasıl algılıyordu ve bu algıyla nasıl bir şiir yazdı? Şiir dışında, şiiriyle hemhal olmuş diğer gayretleri nelerdi?

Zarifoğlu'nu farklı kılan

Cahit Zarifoğlu Tanrı'nın ona üflediği ruhu, dünya içre nefsinde gezdirip kendi nefesinden bir şair olarak şiir haline büründürüp çıkarırken, onunla benzer endişeleri taşıyan Necip Fazıl ve Sezai Karakoç'tan şiirsel yönelişleri bakımından ayrılır. Doğal olan da budur zaten. Bu iki büyük şaire sevgisi ve saygısı açıktır ama o, her insan tekine üflenenin ancak bizzat onun benliğinin içinde dolaştıktan sonra kendisinin olacağını çok erken zamanlarda fark etmiştir. Bu, onun yaradılışının ve öteki büyük şairlere saygının gereği olmanın yanında şiir alanında çok çetin bir sorumluluktur da. Zarifoğlu bu sorumluluğu üstlenirken kendisinden sonra gelecek Müslüman duyarlıklı şairlere nefis bir örnek oluşturur. Şiirini İslam sanatının tinselliğinden mayalar. Bunu yaparken de modern zamanlarda şairlerin edindiği imkânlardan maharetle faydalanır. İlk kitabı İşaret Çocukları'ndaki şiirleri, dışavurumcu ressamların (bilhassa Marc Chagall) boyama biçimlerinin şiirsel karşılığı gibidir. Çocuk düşlerinin soyut, düşsel evreninde olup biter her şey. Yedi Güzel Adam'la bu düşsel dünyada ete kemiğe bürünen, yaşanan dünyanın içinde varlık bulmaya çalışan 'güzel adam'lar tebarüz etmeye başlarlar. Bir 'cevher' olarak insan üzerine düşünülür. Şiirler gene resimsel bir karşılık bulur okurun zihninde. Zarifoğlu'nun son iki kitabındaysa şairin imgelemi şaşırtıcı şekilde musikiye inkılâp eder. Şiirlerdeki ses, dünyada kat ettiği menziller boyunca açık, duru bir anlatıma varmıştır. Klasik Türk Musikisi'nin dinsel formlarının sesi duyulur olmuştur şiirlerde.  Şair kendiyle konuşarak kendi dışına çıkar. İlk kitaptaki yalnız bireyin sesi, Menziller ile Korku ve Yakarış'taki şiirlerde kendini 'ata yola meylederek' çoğalmış bulur. Zarifoğlu'nun mükemmele yönelen şiir algısının hayattaki karşılığı da bunu gerektirmektedir zaten. Yüklenilen sorumluluklar artık daha da çoğalıp derinleşecektir. Nitekim daha çok Mavera dergisinin çıktığı yıllara ait olan mektupları da bunun bir göstergesidir.

Mektupların hikâyesi

Mektuplar'ın bir hikâyesi var... Zarifoğlu, Mavera'nın yayın hayatını sürdürebilmesini istiyor. İdeallerin, sanat ve düşünce yoluyla en nezih şekilde dile getirilip yaygınlaştırılması açısından bu çok önemli ona göre. Bu nedenle de dostlarına, arkadaşlarına, dergiye yazı ve şiir yollayanlara mektuplar yazıyor. Tabii farklı nedenlerle yazdığı mektuplar da var. Zarifoğlu'nu, yayıncısı olmanın ötesinde benimseyip seven A. Kemal Temizer ve kitabı yayıma hazırlayan Mustafa Özçelik başta olmak üzere dostları bu noktada gayrete düşmüşler. Şairin yazıştığı düşünülen isimlerle irtibata geçilmiş. Gazetelere, dergilere, haber sitelerine niyetlerini ulaştırmışlar. Umulan sayıda mektuba ulaşılamamış olsa da ulaşılanların okur için fazlasıyla değerli olduğu açık.

İçten içe çürüten romantizm

Yirmi altı kişiye yazılmış bu mektuplar, Cahit Zarifoğlu kişiliğinin samimiyetini, düşünce ve duygu derinliğini, zarafetini nefis şekilde ortaya koyuyor. Mektupların bazılarında Mavera'daki "Okuyucularla" başlıklı bölümün havası belirgin. Zarifoğlu, incelikle ve derinlikle muhatabını edebi yönde sevk etmeye çalışıyor, ona eleştirilerde bulunuyor. İnsanın yazı hayatının her evresinde dikkate alabileceği değerli eleştiriler bunlar. Sözgelimi, kişiyi "içten içe çürüten bir tür zararlı romantizm"den söz açıyor; "bir duyguyu kovalayarak eleştiri yazılamayacağını" söylüyor; "bir tez taşımazdan kaleme alınan yazının eksikliğini" vurguluyor şair. Kimi mektuplardaysa yaşanan günlerin ağırlığı altında derginin hal ve gidişi gündemde. Bu mektuplardan en tipik olanı sanırım Ahmet Yalçınkaya'ya yazılanı. Günün şartlarının birkaç idealistin yan yana gelip ceplerinden para koyarak dergi çıkarmalarına müsaade etmediği, sermaye sahiplerininse böyle endişelere yeterli destek vermedikleri belirtiliyor. Bu durumda iş, derginin ve yayınların okur katında maddi ve manevi bir karşılığının sağlanmasına kalıyor. İşte tam da bu noktada Zarifoğlu şu direşken tavrı dillendiriyor: "Bulduğumuz metot ise şu: Sermaye dergilerinin, etrafı adeta haraca kestiği bir devirde, yolları tuttuğu bir zamanda ve insanların renklere, resimlere, kolaya akıp gittiği şu şartlarda problemimiz devasa bir kaya kütlesi ise bizim de elimizde küçücük bir çekiç var. Bununla o dev kütleyi parçalamak mümkün mü? Evet mümkündür! Durmadan hep aynı noktaya vurarak mümkündür." Bu düşüncelerle bir süre daha ilerleyen mektubun sonundaysa şu nefis değerlendirme var: "Görüyorsunuz hiç şiirden, sanattan söz etmedik. Başımızın üstüne bir çatı çatamazsak, nakışları nereye koysak ıslanacak, harap olacak."

    Zarifoğlu'nun Mektuplar'ı boyunca sadece edebiyat nakışlarının ıslanmaması için baş üstünde bir çatının gerekliliğine işaret ettiği sanılmasın. Afganistan'da Rusya'ya karşı yürütülen mücadeleyle ilgili olarak 12 Eylül 1980 darbesinden birkaç ay sonra Abdulhak Maruf'a yazılan mektup, söz konusu 'çatı'nın mahiyetini genişletir nitelikte: "Allah başımızdakilere hidayet nasip etsin ve Türk halkının temayülü ve arzuları doğrultusunda hareket edebilsinler." O günlerde Afganistan için halkın beslediği duygular ve gayretler, devleti yönetenlerce benimsenmediğinden fazlaca bir mesafe alınamamaktadır.

Büyük sanatçı için ihmalkârlık yoktur

Mektuplar'ından bir kez daha gördüğümüz gibi Cahit Zarifoğlu, benliğini şair pozu uğruna şişirip gayri insani hallere düşen, tam da bu yüzden gerçek anlamda ne şair olabilen ne de bir benlik teşekkül ettirebilen niceleri gibi değil. Ondaki ontolojik kaygılar, klasik sanatçılara has gayret, ciddiyet ve sorumluluk duygusu mektupları vesilesiyle bir kez daha gözümüzün önünde. Goethe'nin yaşamından çıkan düşünceyi, Zarifoğlu'nun sanatçılığı şu eklemeyi de yaparak teyit ediyor: Büyük sanatçı kişilik için ihmalkârlık yoktur. Mektuplar dâhil...

 

MEKTUPLAR, CAHİT ZARİFOĞLU, BEYAN YAYINLARI, 192 SAYFA.

 

* Kitap Zamanı , 61. sayı

zarifmektup
 
Celâl Fedai