.... .
:::...::: "SÖYLEDİN: GENİŞ VURUYOR YÜREĞİN" ::...:::
 

Zor, yorucu ama muhteşem bir şiir kitabı Yedi Güzel Adam. Zarifoğlu'nun ikinci şiir kitabı bu. Beş uzun şiir metninden müteşekkil Yedi Güzel Adam. Bunlar Yedi Güzel Adam, Ben Dirimle Doğrulurken, Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu, Zeynep ve Uzaktan Fırat Üzerine ikili Anlatım, Ve Çocuğun Uyanışı Böyle Başladı adını taşır.

Cahit Zarifoğlu hakkında yazılanlara bakıldığında, o'nun şiir başlangıcı bir 'zirve' olarak belirlenir. Yani İşaret Çocukları bir zirvedir Zarifoğlu'nun şiir serüveninde... Şairin daha sonra yayınlanan şiir kitapları, bu ilk kitabının, değişik alanlarda genişleyen bir uzantısı gibidir. İşaret Çocukları'yla yakalanan ses hadisesi, Yedi Güzel Adam, Menziller, Korku ve Yakarış ile sürüp gelmiştir. Hatta bu sesin akışı, şiir dışı kitaplarında da kendisini gösterir.

Baştan sona insanı sarıp sarmalayan gürül bir ırmak sesidir Yedi Güzel Adam'ın özgünlüğü, edası, estetiği... Bir uzun yankıdır. Ki bu uzun yankıda insanın hayreti, arayışı, açıklığı ve gizliliği iç içedir. Yani aynı vadiden uğuldar. Kendiliğinden bir süreklilik söz konusudur bu şiirlerde. Çünkü varolanın hızla algılanması bir dinamizm, bir hareketlilik, bir gerilim katmaktadır Yedi Güzel Adam'a. Şair, bizi bu çizgide alır götürür kana, aşka, yâre... dağa doğru. Dağı konuşturur, otları ve çiçekleri söyleştirir.

Bu duygularla şiirin eşiğine yaklaşıp ilk kapıdan içeri girmeye çalışırken;

"Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir"

patlaması ilk metnin açışını yapar. Sonra yâr'in kapısında pırıl pırıl mavzerler çekip çıkarırlar oyluk etlerinden ve öylece dururlar ite çakala karşı Yedi Güzel Adam. Kimdir bu Yedi Güzel Adam? Kimleri sembolize ediyor, kimlere tekabül ediyor? Bunun cevabını aramak, gereksiz diye düşünüyorum. Çünkü bir okur olarak ben de yoğun simge sağanağı ve gerilimi içinde kişilerle verilen örtüklüğü, imalı edayı okurlara ve sezgilerine havale ediyorum. Kimde neyi çağrıştırır bilemem.

Evet daha sonra 'Yedi adamdan biri bir gün' diye devam eden metinlerde destanımsı ve öyküsel üslûp, çarpıcı ve patlayıcı imgelerin yoğunlaştığı bir dünya oluşturuyor kendi kubbesi altında. Yedi Güzel Adam'da diri bir tabiat; çiçeği, ağaçlan, otları, kokusu, dağları, kayaları, bayırları ile saf ve gündelik yaşantıdan izler; tarihi, tasavvufî, ve folklorik unsurlar yerli yerinde ve yeni tatlara cezbeden örgüsü içerisinde ustaca kullanılmıştır. Ayrıca bizi, bu metinleri okumaya zorlayan müthiş bir metafizik gerilim, hayret, şaşkınlık, coşkulu ve büyülü bir ritm vardır Yedi Güzel Adam'da. Bu ritmik çizgide şiir, kendisini açmaya başlar bize. Yedi Güzel Adam'dan biri bir gün kan gören, aşk gören, yâr gören, bela gören, dağ gören. 'Ruhun içinden dünyaya doğru keşfe yönelen' ve gereğini belleyendir, işte bütün bu yoğun duyarlık içinde 'Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir' ve aynı hızla şairde iç depremi gerçekleştirir. Ve aynı hızla şair, metafizik enlemde bunu, bu çarpıntıyı, iç konuşmayı sıçramalarla ve kesintisiz olarak duyurur içimizde.

Metafizik edalı bu şiir estetiğine sahip olan Zarifoğlu, halk şiiri geleneğinden de bazı damarları şiirine bağlamıştır:

"Yar kurbanın olam
Dola yaşmağını bileğime
Ki düşmanı güzel vuram."

"Güzelin düşmanı güzel olur
Güzelin yari güzel olur"

'Beyaz haberler' ile dolan şair, habire şiirler söylüyor kardeşlerine. Aşkı yanından ayırmadan ve umut gibi ışıyarak... Dış formun gelişigüzelliği, kelimelerin patlama (dil'e getiriliş) anındaki telaffuzu o kadar ilgilendirmiyor onu. Çünkü 'aşk delice kımılda(mıştır) yatağından' ve şairin bu dünyaya ait ben'ini kışkırtmıştır.

"Durdurun gece hücumlarını
Artık aşk insan kalbine sığmıyor"

diyerek sınırın öte yakasındaki ben'iyle karşılaştırır bizi. Dünyevî olarak da halkın duyarsızlı-ğından/aşksızlığından, banka dükkanlarına hücumundan yakınır. Varlığın bilinmemesinden ötürü de, aşk ve ölüm arasında gidip gelerek, ironiyle müezzini kıs kıs güldürür. Şair, dili adeta şiirin içine sokmuş, Türkçe'nin bütün imkanlarını zorlayarak; inceliğini, sesini, anlamını yoğaltırcasına şiirine çekmiştir. Zarifoğlu'nun dil zevki katıksızdır. Bu dil ile, varolmanın esprisi, çilesi ve gerilimi inançla, kader ile zarifane tamamlanır.

"Ağabeyim
Ben
Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"

 

İsmail KARAKURT
is_karakurt@mynet.com