::: ZARİFOĞLU'nun ŞİİRİNDE AKIŞ :::
     

 

 

 

Kelimelerle ilişkisini, uzun bir ayrılıktan sonra sevgiliyle ilk defa karşılaşılmada duyulan heyecanın sesli patlamasına benzeyen bir biçimde kuran hatta kuran değil ilişkisinin bu biçimde gelişmesine engel olamayan bir şair.

"Kelimeler okyanusla yarenliğe dalıp
çoluk çocuğu unutacak kadar bol ve bereketli
binlerce yılçün kurulmuş
bir zemberek içimizde" (şekiller, s. 228)

Elbette bir şiir yalnızca sözel bir gerçeklik değildir, bir edimdir aynı zamanda. Şair konuşur ve konuşurken kurar. Bu kurma her şeyden önce kendini kurmadır. Şiir yalnızca kendini bilme değil, kendinin yaratma eylemiyle ilişkisini en yoğun bir şekilde gözlemlemek durumunda kalışın yansısıdır. Hiçbir kelime kendiliğinden yoğun değildir; bir nesnenin varla yok arasındaki belirtisidir. Bir bağlantı yoludur daha çok. Kendi tasarımıyla eştözlü bir gerçeğe gömülmek yerine ağza alınır alınmaz başka kelimelere uzanır. Öyle ki üstyapısal bir ereklilik zinciri oluşur. Ama şairde, özellikle de modern şairde kelimeler ve onlarla kodlanmış varlıklar çok farklı bir görünüme sahiptirler. Roland Barthes modern şiirin klasik şiirden farkını açıklarken klasik dönem şairinin, şiirindeki kelimeler arası ilişkililik derecesine dikkat ettiğini, bağıntıyı gözetmek zorunda kaldığını ama modern şairin bundan daha çok kelimelerin ve şeylerin kendi duyuş dünyasında oluşturduğu olağanüstü etkiye teslim olduğunu söyler. Burada cümledeki "kendi duyuş dünyası" kısmını es geçmemek gerektiğini vurgulamalıyım. Bir şair için kainatın algılanışının diğer insanlarınkinden farklı bir şey olduğunu Zarifoğlu'nun Yaşamak'ındaki Atlas okyanusu ile karşılaşışını anlattığı bölümü veya Rilke'nin Malte L. Brigge'nin Notları'nı okuyarak çok net görebiliriz. Şair sanki yeryüzüne kendisinden önce kimse uğramamış da ilk kendisi inmiş, indirilmiş bir insan gibidir. Öyle davranır, öyle yaşar. Bu nedenle bir şairi sadece şiirlerinden değil, yaşantısından da tanıyabiliriz. İşte bu bir şair dedirtir o bize. Bunu dedirtmek istemekte midir? Hayır! Dedirtmemek mi istemektedir? Hayır! Ece Ayhan'ın "Şiirde yapı sorununu en iyi kavrayan şair" dediği Zarifoğlu'nun şiiri, onun bu şiire mecbur olan bir yapıya sahip olduğunu, ondan başka hiç kimsenin bu şiiri yazamayacağını gösterir. Çok şairimsinin kavuşmak isteyip de ulaşamadıkları bir özelliktir bu. Klasik edebiyat öğretiminde "üslubu olmak" denilen şey de budur zaten.

Zarifoğlu'nun şiiri onu okuyup bitirdiğinizde aslında bitmez. Okuyanda devam eder. Ama ruhu Zarifoğlu'na akraba olanlar şiiri okuduktan sonra tutup kendilerine neler olduğunu anlatamazlar veya şiirin kendilerine neler söylediğini. Zarifoğlu'nun kendisiyle yapılan konuşmalarda söylediklerine kulak verecek olursak onun da şiirini yazarken kendisine neler olduğunu anlayamadığını ifade ettiğini görürüz. (Konuşmalar, Zarifoğlu, Beyan yay.) Bu şiirlerdeki ifade biçimlerinde zengin alegorik anlatımlarda bulunulur ama bu yapma, zorlama kurgusal bir anlatım değildir. İçsel bir kurgu vardır şiirlerde. Zarifoğlu'nun "Şair-i Maderzad" olarak isimlendirilmesinde de vurgulanmak istenen nokta biraz da budur. Zarifoğlu'nun Şan şiiri 5. bölümüyle başlıyor ve beş bölüm sürüyor. İlk dört bölüm nerededir diyesi geliyor insanın ama bir önceki Su şiirine baktığınızda ilk beş bölümün orda olduğunu görüyorsunuz. Hatta Su'dan önceki şiir olan Açlık Türküsü de bizi Su'ya götürmektedir. İşaret Çocuklarının bu son üç şiirinin bir nehirşiir olduğunu, nehire yani suya hayat anlamının verilmesinin imkansız olmadığını aklımıza getirirsek yani bir yaşamşiiri olduğunu, Yaşamak'taki günlükler gibi kronoloji dinlemez bir yaşamşiiri olduğunu; şairin çocukluk ve gençliğine gidiş gelişlerde bulunduğunu söyleyebiliriz. Şairin "ne korkunç bir iklimdi çocukluğum" ve "iz sürmek bundan gerek/ ok ize düşmüş kemiği kesmişti" dizelerinden şairin bir yaşam ürpertisine kapılıverdiğini "ki bu ürperti daha diri bir yaşama ulaştırmaz mı insanı"!- çıkarabiliyoruz.

Zarifoğlu şiirinin kuvveti buradadır biraz da: Ne dediği net olarak belli olan bir şiir yerine, bir olup bitişi anlatan imgeler yerine sürüp giden bir akışı, bitmeyen imgeleri, süreklilik ifade eden imgeleri yoğun olarak ve de üstelik kendisini zorlamadan kullanır şiirlerinde. Mızrak, ırmak, su, ok, iz, su, gece, daire çizmek, koşmak, deniz, rüzgar, yakarış, zahmet, hatta kekemelik bile... Şiirlerindeki imgelerin şöyle ciddi bir dökümünü yapsak bitmeyen bir yaşama gücü, korkusu, sevinci, kaygısı, hatta umursamazlığı ile karşılaşırız. Bu akış (aynı zamanda sürükleyiş gücünden dolayı) kısa şiirlerinde bile bir epik tad vardır. Üç mısradan oluşan Çağın Küçük Bulanığı şiiri üç mısradır ama üç mısrada bitmez aslında:
"..ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yana dönsen batar"

Rasim Özdenören Zarifoğlu şiirindeki simgelerle ilgili şöyle yazar:
"Yedi Güzel Adam" kitabındaki tüm uzun şiirler alegoriktir. Fakat alegorilerin neye tekabül ettiği açık değildir. Kitapla aynı adı taşıyan şiirde yedi güzel adamın kimi telmih ettiği belirsizdir. Bu adamlar günümüzde yaşayan birilerini mi işaret ediyor? Yoksa dinsel folklorumuzda "üçler", "yediler", "kırklar" diye anılan efsanevi kişilere mi göndermede bulunuyor? Yoksa Ashab-ı Kehf'e mi işaret ediliyor, bunlar meçhulümüzdür.?

Özdenören daha sonra da yazısında zikrettiği şiirden kimi örnekler verir. Kısaca aktaracak olursak; şiirdeki "uzun boylu değildi/ ama kendinden uzunu yoktu" dizelerinden Hz. Muhammed'in (as) telmih edildiğini düşündüğünü ama bu dizenin başladığı bölümün "Adam hırçındı" şeklinde başladığını, bölümün sonlarında ise "Yedi adamdan bir dağ göreni/.../ Suları yürüyerek geçeni" dizelerini görünce kastın Hz. Musa olduğunu düşündüğünü ifade ediyor.

Elbette bu dizelerden bir çok farklı telmihler bulmak mümkün. Zarifoğlu şiirinin karmaşa gibi görünen gücü de burada. Şiiri okuyanlar çok rahat bir şekilde birbirinden son derece farklı dönemlerde çok farklı kişilerin anlatıldığını bize söyleyebilecektir.
Okurun algısını daraltmayan bir şiirdir Zarifoğlu'nun şiiri. Elbette ki bir şairin ne demek istediğini açıklamaya çalışmak, açıkladığını iddia etmek İsmet Özel'den öğrendiğimize göre şaire büyük saygısızlıktır. Zarifoğlu'nun anlaşılmadığını tekrarlayıp durmak ise bu müştekilerin bu hakikatten bihaber olduklarını gösteriyor olmasın sakın!

 

m. asım gültekin
asimgultekin@hotmail.com