ÖMER ERDEM'in CAHİT ZARİFOĞLU ŞİİR ÖDÜLÜ MÜNASEBETİYLE YAPTIĞI KONUŞMA

     Ömer Erdem:
Şiir nedir ve şair kimdir sorusuna muhatap olsam bütün kalbimle vereceğim cevaplardan ilki olacaktır Cahit Zarifoğlu. Kendisiyle dünya yüzünde bir kez bile karşılaşamadık. İçimden bir ses eğer yaşasaydı dost olabilirdiniz diye söylüyor. Fotoğraflarından okuduğum Zarifoğlu gözlerine ve tutumuna yakışan halesiyle bana benim gözümle çok yakın akrabadır ve bazen şehirde beraber dolaştığımızı duyarım. Bir de şu var, Necip Fazıl'ı tanıdığım vakit bir lise öğrencisiydim ve beynimde bir yangın çıkmıştı. Sezai Karakoç ile karşılaşınca ise ruhum büyük bir ruhun ebedi mıknatısına kapılmıştı. Cahit Zarifoğlu'nu ise bir dağ  gibi kendi etkimle tanıdım ve bu tanımanın etkisinden  bir kalb bahçesi kurdum. Onunla en çok ne yapmak isterdiniz diye sorsa biri galiba, sırtımızda tüplerle bir denize dalmak ve dünyanın tavanına suyun dibinden bakmak isterdim derdim. Bunlar olamaz fakat bu ödülle kader, güzel bir jest yaparak beni onun isminin yanına koymuş bulunuyor.
Herkese merhaba...

Biliyorum bir şair söylediklerinden çok şiirindedir. Şiir üzerine söylenilen sözler kişiseldir ve zamanla hem eskiyebilir hem de tadil gerekebilir. Fakat ben yine bugünün anısına birkaç cümle sarfetmek niyetindeyim.

Şiiri hep bir varolma meselesi olarak gördüm.
Bu sebepten insanın dünyada bulunuşundaki mucizeyi dilden başka aydınlatacak bir değer tanımıyorum.

Her yeni şiir yazdığımda adeta yeniden yaratıldığımı duyarım.

Bu okuduğum her hakiki şiir karşısında da geçerlidir.

Ve dile dayalı bir sanat olarak şiir, bizim her an tekrarlanmakta olan varoluş döngümüze şair tarafından basılan mührün adıdır.

Çevremizde görüp görmediğimiz ne kadar fiziksel ve fizikötesi olgu ve gerçeklik varsa onları kavrayamadığımız, ruhlarına nüfuz edemediğimiz vakit derin bir cehaletin içindeyiz demektir.

Şiir ruhsal cehaletimizi, insani karanlığımızı aydınlatır. Eğer bu bir tür bilgi ise ölçülüp aktarılamayan ancak kendi özgüllüğüyle yaşanabilen bir bilgidir.

Dil büyük bir dünya olarak kelimelerden oluşur.

Kelime şiir yoluyla varlığı durmaksızın doğurur, onu besleyip onarır ve can verir. Ve varoluş, varlıklar ve onların çevresi bütünüyle aklın imkanlarıyla kuşatılamaz.

Akıl, kelimenin verileriyle sınırlar kendisini. Mantık gibi en azından kendisini sürekli frenleyen bir reflekse sahiptir.

Oysa, şiir, kelimenin verili imkanlarının ötesine geçer, akla elindeki kırbaçla yol gösterir ve onun üstünde sezdirme yoluyla hem varlığın özüne hem de insan gönlüne sınırsızca açılır.

Şairlerin özgünlüğü de buradadır. Onlar sebepsiz ve  cüretkardırlar.

İnsanın içindeki ebedi dönüşüm iştiyakı, kendi giderilesi yabancılığı  ancak şiirin yüceltici dokunuşu ile giderilir.

Şiiri kutsala yaklaştıran da  budur. Kutsal da değişkenler içindeki sürekli olanı söylemez mi bize.
Şiir  her dilde, her devirde şairler vasıtasıyla  insan olduğumuzu ve tek tek insanlığın bütün değerlerini taşıdığımızı hatırlatır.

Yaşadığım coğrafya, zaman ve ruhsal bağlarımı atlamaksızın duyarlıklarımın şiir katından sesleniyorum;
bireyler olarak kendi hakikatimizden koparıldık.

Hayretlerimiz, aşkımız, kadınlığımız, erkekliğimiz,  bulunduğumuz yerle kurduğumuz maddi ve manevi bağlılıklarımız, kısacası varlık vahşice yok edildi. Üstelik biz, kakafonik bir tepkiciliğin kısır atmosferi içinde günlük hayatın mecburiyetlerinin mahkumlarıyız.

Bilirsiniz...
Kutsal kitaplarda insanlık ulu bir ağaca benzetilir.

Ve orada her insan aynı yüceliğin bir parçasıdır .

Hayat,  bu bütünlükte,Tanrının insana vaadi değil bahşettiği bir armağandır.

Ve bu armağanın tacı dildir.

Aksi halde varlık nesneleşir ve bir alt kategoriye düşerdi ontolojik olarak.

İnsan dil ile soyut bir tasavvur olmaktan çıkıp özgür bir varlık halini alır. Ne var ki dilini yaşayamayan insanın özgürlüğü de elinden alınmış demektir.

İnsanın özgürlüğü kendi saflığına döndükçe mümkündür.

O yüzdendir ki şiir, dilin en saflaşmış hali olmalıdır.

Eğer şiir, başta ifade ettiğim varoluş çizgisinde saflık idealiyle yürüyecekse önce bu söylediklerime duyarlı olmalıydı.

Ve bu duyarlığı  bizim şairimiz Türkçe'nin en yalın ve doyurucu gücüyle akıtmalı şiire. Şiir, bir kuş ekmeği yada bir bardak çay misali yalın bir gerçeklik kazanmalı bugünün insanının hayatında.İşte hayatın ışığı o zaman değişecektir diye düşünmüşümdür çokça.

Fakat çağdaş dünyanın yaratılıştaki saflığın mayasına yeltenerek insanı arada bıraktığını söylemeliyim.

Ve insan sözünü ettiğim o ulu ağaçtan döküldükçe hakikatini yitiriyor. Umutsuzluk büyüyor, kopuşun önüne geçilemiyor.

Bu bölünmüşlük, bu yarımlık, insanlığın büyük acısı olduğu kadar umududur bana göre.

Şiir bunu görebilir çünkü.

Şair konuştukça, dil, yani kurtuluş ışığı sürekli ışıyacak demektir.
Şair, bugünün dünyasında gerektiğince kulak kabartılmayan bir şahsiyet olarak görülebilir. Ona düşen bütün bunların farkındalığı içinde bir gelecek kurucusu şuuruyla dille olan irtibatını bütün yaratıcı yalınlığı içinde sürdürmek, sakince fakat ruh diriliğiyle ve sürekli bir yeni doğuş müjdesi getirerek yazmaktır.

Son kitabım Yarım Ağaçlar'ın  duyarlık katmanlarında bu sözlerimin karşılığı olmalıdır.

Sevgili dostlar..
Cahit Zarifoğlu açık söyleyeyim benim şiir yazmaya başladığım ilk yıllarda etkilendiğim bir şair olmadı. Bu yüzden şiir tekniği bağlamında esinlenmedim ondan. Ne var ki zamanla onun şiirine yöneldikçe  "şiirin neliği hakkında  çok kıymetli incelikler öğrendim. Bu şiirin neliği, her okuyuşumda dünyaya sızmış kutlu ve esaslı bir acı olarak iliklerime, beynimin en uç noktalarına kadar yayılıyor. Estetiğe kavuşmuş söylemi bence onu çağımızın en değerli şairlerinden birisi yapıyor. Şiir nedir ve şair kimdir sorusuna muhatap olsam bütün kalbimle vereceğim cevaplardan ilki olacaktır Cahit Zarifoğlu. Kendisiyle dünya yüzünde bir kez bile karşılaşamadık. İçimden bir ses eğer yaşasaydı dost olabilirdiniz diye söylüyor. Fotoğraflarından okuduğum Zarifoğlu gözlerine ve tutumuna yakışan halesiyle bana benim gözümle çok yakın akrabadır ve bazen şehirde beraber dolaştığımızı duyarım. Bir de şu var, Necip Fazıl'ı tanıdığım vakit bir lise öğrencisiydim ve beynimde bir yangın çıkmıştı. Sezai Karakoç ile karşılaşınca ise ruhum büyük bir ruhun ebedi mıknatısına kapılmıştı. Cahit Zarifoğlu'nu ise bir dağ  gibi kendi etkimle tanıdım ve bu tanımanın etkisinden  bir kalb bahçesi kurdum. Onunla en çok ne yapmak isterdiniz diye sorsa biri galiba, sırtımızda tüplerle bir denize dalmak ve dünyanın tavanına suyun dibinden bakmak isterdim derdim. Bunlar olamaz fakat bu ödülle kader, güzel bir jest yaparak beni onun isminin yanına koymuş bulunuyor.

İzninizle onun çok sevdiğim bir şiiriyle sözlerimi bitireyim.

..::.:.: S ..:.::..

İşte doğa işte ben
Karşılıklı bir sabah sohbetindeyiz

İnce ağızlı kelebek sancağımda

Çekirge dikkatli

Serçekuş

Gagası avucumda

Tablomuz hazır
Aslanla kaplan yanyana durdular

Tam yol kavşağında

Yerlerini aldılar

Kaslarından yayılıyor bana
Eğilip almanın

Bulup koparmanın değeri

Tilki göz kırpıyor
MevlanaÕdan bir deyiş aktarıyor kartal

Şahin yarı yoldan dönüyor

Güvercin rahat bir nefes alıyor

Alçalıyor

Ve konuyor kanıma

Tablomuz resmimiz  tamam
Kimse eksik

Kimse fazla değil

Bir sensin beklenen

Bu sabah ta uzaklardan
Duyuluyor dişiliğin

Bir pars mısın sen !
Defter arasında kurumuş yaprak mı

Bir ses

Bir ne

Kolay değil
Doğanın ortasında

Hayvanlarım tırtıllarımla

Kalın gövdeli ağaçlar

Birbirine  girmiş sarmaşıklar

Bu hürriyetler arasında

Seni beklemek

Mavi çocuk mavi ışık
Nerdesin

Yine bir bakış mı kaldı aklında

Yolunda Azeri kamalar

Yamyam halkalar

Ah hayır zor değil beklerim daha

 

Doğa hazır
Bir kum saati gibi akıyorsun bende

Biliyorsun suçlu olan saçların

Vadedilmiş bir küçük parmak bile değil

Güneş yerini aldı
Geceden kalmış bir yarım ay da burda

Derken

Bir telefon meleklerin

Odaklandığı küreden

Anlattım ona telefonda herşeyi
"Ya o olmasaydı

Ya sevmek  olmasaydı"
Düştüm oyalandığım kayalıklardan

Tabiat sönüyor şimdi
Kaplanlar

Gerçek kimliğine dönüyor

Tilki ürke
Aslan geyik avında

Şimdi korkularımla
Başbaşayım

Kum saati

Devrilmeyecek bir daha


..::...:::. ömer erdem ile yapılan söyleşi >> .:::...::..

   ..::.::...:::...::.::...:::...::.::...:::.
.:::...::.::..
Yarım Ağaçlar
Ömer Erdem
Kitabevi Yayınları
 İstanbul 2003, 
62 s. 
.:::...::.::..
Yarım Ağaçlar'la ilgili bir değerlendirme yazısı >>>
    Ömer Erdem:
 

Ömer Erdem: Açık söyleyeyim, ödülü esasında problemli bir kavram olarak görüyorum. Kaldı ki, hiçbir hakiki şair, ödül karşısında çekinceli davranmaktan alamaz kendisini. Çünkü ödül, şiirin amacı değildir. Şiir,dil ile insana ulaşmak, oradan ruhsal bir zenginleşme kanalı açmak ister. Ödül, şairden ziyade şiirin çevresine karşılık gelir. Eğer ödül, bir edebiyatın çevresini genişletip varlığının özünü derinleştirebiliyorsa görevini de yerine getirebiliyor demektir.

..::...:::. ömer erdem ile yapılan söyleşi >> .:::...::..