.... .
...: Zarifoğlu'nun en açık penceresi: Okuyucularla ...:
...
"
Kitabın hemen her sayfasında yeni bir şaşkınlık yaşadım, yazarına büyük bir hayranlık duydum. Evet, bir defa daha söyleyeyim, Cahit Zarifoğlu'na hayran oldum: İnsanlığına, ilkeliliğine, sezgisine, hasbîliğine, içtenliğine, ama en çok mümin tavrına...

"

 

 

Benim gibi "okuma"ya geç başlayanlar yahut edebiyat dünyasına taşradan intikal edenler, Cahit Zarifoğlu'nu galiba gecikerek, farklı yönlerden ve eksik tanıdılar. Benim neslimden olup da onu şahsen tanıyanlar az değildir. Zarifoğlu dünyadaki vaktini tamamladığında 26 yaşındaydım, fakat ve ne yazık ki onu şahsen tanıyanlardan olamadım. Mavera'daki şiirleriyle adını duymuştum, ama şiirleri uzun seneler bana ses vermedi, mana kapılarını açmadı. Hâlâ da açmış değildir ya! Bahsi diğer.

Zarifoğlu ile ilk ciddi karşılaşmam, 80'lerin başında Akabe yayınlarından çıkan "büyük çocuklar" için yazmış olduğu masallarla oldu. Aradan geçen çeyrek asra rağmen adlarını hâlâ unutmadığım Yürek Dede ile Padişah, Katırarslan, Serçe Kuş, Ağaçkakanlar, şimdi bile heyecanla hatırladığım bir okuma şöleni sunmuştu bana, ilerlemiş yaşıma rağmen. Sonra, artık bir "kült kitap" özelliğine kavuşan Yaşamak'ı okudum. Bir hastane koğuşundaki bu okuma saatlerinde, bedenimdeki ağrıları unutup dimağımdaki tıpırtılara dikkat kesilmiştim. Aradan yıllar geçti, Zarifoğlu okumalarım tamamlanmadı. Bir yazı vesilesiyle bütün şiirlerini okudum. Bilhassa Korku ve Yakarış kitabındaki şiirlerine dikkatlerimi bir yazı çerçevesinde anlatmaya çalıştım ("Korku ve Yakarış; 'Büyük Su'da Durulma Vaktinin Ürünleri", Şiir Konakları içinde, İstanbul: Sütun Yayınları, 2007, s. 107-112).

Nihayet, bana öyle geldi ki, ilk başta okumam gereken, Okuyucularla'da toplanmış yazılarını okuyabildim Zarifoğlu'nun. Doğrusu, başlangıçta, bu kadar ilginç, zengin, tadı tuzu yerinde, içtenlikli yazılar okuyacağımı tahmin etmemiştim. Sonuçta, birtakım edebiyat heveslilerine verilmiş cevaplardı. Hayır, öyle değilmiş. Kitabın hemen her sayfasında yeni bir şaşkınlık yaşadım, yazarına büyük bir hayranlık duydum. Evet, bir defa daha söyleyeyim, Cahit Zarifoğlu'na hayran oldum: İnsanlığına, ilkeliliğine, sezgisine, hasbîliğine, içtenliğine, ama en çok mümin tavrına... (İtiraf etmeliyim ki, şiirlerini okurken haksızlık etmişim bu altın yürekli adama. Şiiri üzerinde yazdıklarımda da bazı noktaları eksik bırakmışım. Vakit kaybetmeden, bütün şiirlerini yeni baştan okumak lâzım. Şunu da bir ihtiyat kaydı olarak belirteyim; bana sorarsanız, Okuyucularla okunmadan, Zarifoğlu şiirine el sürülmemeli derim. Şiirlerinin kapılarını açan bazı anahtar kavramları bu kitapta bulabiliyoruz.)

Şunu gördüm; ne kadar umut dolu ve umudu çoğaltan ne büyük bir coşkuya sahip Zarifoğlu. Daha önemli bir haslet, ne kadar sabırlı. Yüzlerce okuyucu mektubunu, onlardan gelen değerli değersiz kalem tecrübelerini -"iyileri" diye seçip dergiye veya yazıları arasına koyduklarına bakarsak tahammülü güç bir iş- nasıl bıkmadan okudu ve cevaplar yazdı, değerlendirdi her birini... Bir yerde, "mektubunuzu on kere okumak zorunda kaldım" diyor. Bu iş, bir derviş sabrı gerektirir ancak.

Eğer Okuyucularla'yı okumamışsanız, Cahit Zarifoğlu'nun şiirlerinden yansıyan çizgilerle veya onu tanıyanların naklettikleriyle zihninizde oluşmuş veya oluşacak imaj, her hâlükârda eksiktir. Onda farklı çehreler, çeşitli katmanlar var. Zengin maden yatakları gibi, derinlerine inildikçe, kıymetleniyor. Yanılmıyorsam, onun kişilik özelliklerinin en belirgin yansımaları bu kitabındaki yazılarında görülüyor. Zarifoğlu'nun okuyucuya en açık penceresi, Okuyucularla.
Zarifoğlu'nun hemen ve en çok gördüğüm özelliği, samimiyeti. Okuyucularına, bilmediği tanımadığı o uzak, tanımsız insanlara, büyük umutlar bağladığı Mavera dergisi izlerlerine, sımsıcak bir üslûpla sesleniyor. Bir okuyucu, yazdıklarımı, "şiirde sizi yeni edebî neslin 'şiir hekimi' kabul ettiğim için gönderiyorum" yazmış. Zarifoğlu'nun cevabî ilk cümlesi şu: "Ne hekimi gardaş?"

Gelen yüzlerce mektubu, bazılarını defalarca okuyarak, adeta didik didik edip bir yetenek arıyor. Bir ideal uğruna katlanıyor bunca zahmete. Bir "dava" için, en hafifinden sanat sevgisi için yapıyor bütün bunları. Karşılığında, para pul aldığı yok. Böyle bir talebi de yok. Bütün derdi şu: Edebiyat yordamıyla/ yardımıyla Müslümanların bilgisini, algısını, görgüsünü, güzelbeğenisini nasıl yükseltiriz. Ulvî bir gaye...

Bir başka söyleyeceğim şu, anladığım kadarıyla, şiirle uğraşacak, şiir söyleyecek/ yazacak her Türk genci, Okuyucularla'nın yani Zarifoğlu'nun rahle-i tedrisinden geçmeli. Başka yerlerde göremeyeceğiniz türden tespitler bulacaksınız bu kitapta. Şiirin öğretilebilir olan teknik özelliklerine, doğum/ oluşum sürecine ilişkin bulunmaz tecrübeler aktarılıyor okuyuculara. Bunları söyleyen sıradan bir adam değil kuşkusuz. İyi bir şairin, "yürek safında bir şair"in bilgisiyle, deneyimiyle harmanlanıp söyleniyor şiire dair sözler...

Okuyucularla'dan, Cahit Zarifoğlu'nun poetik görüşlerini bütünlüklü olarak çıkarabilirsiniz. Söz gelimi, iyi şiirin ortaya çıkış sürecinde neler neler yapılabilir? Değişik vesilelerle farklı biçimlerde anlatıyor İşaret Çocukları şairi, usanmadan. Meselâ şöyle diyor: "Şairin arada bir şiirine, hatta en taze şiirlerine yabancılaşarak, uzaktan bakabilmesi, onu işleyebilmesi için gereklidir. Şiir, kâğıdın üzerinde henüz içimizin sıcaklığı ile yatıyorsa bunu yapmak zor." (s. 45) Şairin şiirine yabancılaşması için ise, üzerinden uzun bir zamanın geçmesi gerekir. Zarifoğlu, aynı okuyucusuna, tabiîlikten uzaklaşmaması gerektiğini tenbih ederken de şunları söylüyor: "Unutmayın ki şiir, zorlanarak elde edilmiş ve imkânsızları bir arada tutmaya gayret eden terkiplerde değildir. (...) Şair şiir yazarken büyük ölçüde kendini şiire ter etmelidir." Açıkçası, içtenliğinizle yazın şiiri, demeğe getiriyor. Meseleyi, okuyucusunun idrak etmesi için de harika bir benzetmede bulunuyor: "Sanırım şiirin evi kalbdir ve kalble yazılmalıdır. Zekânın rolünü inkâr ediyor değilim. Bilakis mutlaka gereğine inanıyorum. Buradaki inceliğe dikkat etmenizi isterim. Bu şuna benzer ki, İslâm'la mükellef olmak için akıl şarttır, ama iman akılla değildir." (s. 46)

Zarifoğlu, şiire yeni başlayanlardan nasıl olmalarını ve neler istiyor? Görebildiklerimi, önemli bulduklarımı çıkarmaya çalıştım:
1. Samimi olmak, yapmacıklığın tuzağına düşmemek.
2. Merhametli olmak, "şiire merhametle muamele etmek".
3. Öfkeden uzak durmak. ["Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın." Alın, altın bir öğüttür bu.]
4. Gurura, kibre kapılmamak. İçinde nefsimizin ve şeytanın payı olmayan bir hâle kavuşmak.
5. Sabırlı olmak; "kalemin şiire arzusu" olduğu zamanı ve şiirin olgunlaşmasını beklemek. "Oldu" deyip bırakmamak.
6. Bilgili/ donanımlı olmak. Salt entelektüel değil, basiretli de olmak.
7. Şiire okuyucu payı bırakmak yani her şeyi söylememek.
8. Klasiği bilmek, geçmişten bugüne söylenenlerden haberli olmak. "Klasik iyi modernin emin bir kapısıdır."
9. Fanteziye ve gelip geçiciye (moda olana) kapılmamak.
10. Düzyazı havasından uzakta tutmak şiiri.
11. Vecize ve nükteden kaçınmak.
12. Tekerlemeye yüz vermemek. "Tekerleme zor iştir, çok zekice ve ustaca yapılınca başarılı olabilir." (s. 52)
13. Yeni birtakım imajlar (siz imge kabul edin) bulmak.
14. Şiire "ılık kafiyeler" koymak. [Bu tabiri ilk kez Zarifoğlu'nda gördüm. Ne kadar tatlı ve haklı bir ifade. Ne esiri olmak kafiyenin ne de onu şiirden dışlamak. "Ilık kafiyeler" bulmak; basmakalıp, soğuk, hazırlop örneklerden uzak durmak. "İmajlarla ve ılık kafiyelerle besleyin" şiiri diyor; yalnız, en zorlama imajların bile hayatta karşılığı olmalıdır, kaydını düşerek.]
15. İdeolojik önyargıdan beri olmak ve şiiri kurtarmak.
16. Bir edebiyat ailesi içinde bulunmak, birçok yerde birden görünmemek.
17. Sözlük okumak. (Bunu birkaç yerde yineliyor.)
Şiirin araçlarını öğrenmek isteyen, şiir dilini kavramak ve salim bir şiir zevkine kavuşmak isteyen herkesin ihtiyacı var, bu kitapta söylenenlere. Sadece şiir değil kuşkusuz, diğer edebî türlere dair de kıymetli belirlemeler var kitapta. Denemeye, öyküye dair bilhassa.
Ne taraftan bakarsanız bakın, her halükârda şaşırtıcı, kuşatıcı, doyurucu bir kitap Okuyucularla. Edebiyata ilgi duyanlar için, hatta Müslümanca yaşamak iddiasında olanlar için. Buyurun, ateş alacası bir cümle: "Düşünün, okumuş Müslümanların içinde, gizli gizli düşünce ve zevkine yaltaklanmayan kaç kişi var?" (s. 59)
Bir şey daha, 1970'lerin son iki senesiyle 80'lerin ilk yılında edebiyat ortamına kimler adım atmaya çalışmış, kimler gitmiş kimler kalmış, kimlere ne söylenmiş, bunlar bile başlı başına meraka değer değil mi?

Son bir not: Mavera dergisinin, döneminde ne kadar önemli ve etkili bir işleve sahip olduğunu, daha iyi anlamak için Okuyucularla'yı mutlaka okumak gerekiyor. Zarifoğlu'nun "severim bu insanları, severim ki bildiğiniz gibi değil" dediği Mavera ekibi içinde yer alan şair ve yazarlara değgin birkaç hikâyecik var ki; okunmaya değer. Daha çok şey var da, benim bulup çıkarabildiklerim bu kadar.

 

Edebiyat Ortamı, Temmuz-Ağustos 2011

zarifmektup
 
Turan Karataş